Suffix core – Çok Tatlısın Seni Yiyeceğim!
Tüm hafifliği ve şeffaflığı ile havaya doğru süzüldü, ışığı etrafına bir gökkuşağı gibi yayarken havadaki salınımı zamanı yavaşlattı, ona bakan ise büyülenircesine bu zamana dahil oldu. Neşeli fakat hızlı bir kırılganlık ile süzülürken akıştaki ritmi kendini sürdürmekten imtina etti. Geçiciliği ile gösterişliliği havadaki narin ve şekerli bir cazibe gibi süzülmüştü. Bu hafiflik; rahatlatıcı olduğu kadar tedirgin de edici idi. Onu masumiyetinden alıkoyan tam da bu ikilem idi.
Köpüğün yolculuğu, gündelik yaşamımızın en önemli parçası haline gelen internet kültürünün bizi soktuğu gerçeklik similakrumunu1 andırıyor. Artık gerçeklik sanal ortam ile birleşti insansonrası (posthuman) bir dönemin içinde bedenlerimiz ve zihnimiz yeni bir evrimleşme sürecine girdi. Yalnızca bedenimiz değil alışkanlıklarımız ve zorunluluklarımız da aynı paralellikte değişim gösteriyor. İnternette içerik akışımızı oluşturan görsel hafızanın, kamusal alanda karşılaştığımız reklam panolarının, tasarımların, popülerleşen nesnelerin, hareketlerin ve hatta yeni terimlerin en etkin kullanıcısı ise GenZ. İnternetsiz yaşamdan bir haber olan bu nesil, doğdukları sistemin içinde sanatsal ve kültürel manzaraların yeni birer geliştiricisi oluyor ve bugünün imaj sahası onların duyularına dair şekilleniyor. Bu durum, popüler kültür ögelerinden, tüketim nesnelerine, beden politikalarından, kavramsal yaklaşımlara kadar görsel ve zihinsel dünyamıza etki ediyor. Jenerasyonun mensubu olmadan da bu alanlara kaçınılmaz biçimde dahil oluyor, daha akışkan, daha kapsayıcı daha çeşitli ve çok renkli bir dünyaya adapte oluyoruz.

Bu doğrultuda günümüzün estetik kodları geleneksel standartların ötesine taşınıyor, yeni formlar dönüşümü merkezine alıyor. Doğal ürünlerle beslenmek, bakım ve spor yapmak, ruhsal pratiklere yer vererek kirli addedilen dünyadan uzaklaşan “temiz kız” (clean girl) akımına uymak gibi, çevresi ile anlamlı bağlar kuran ve aynı zamanda duygusal olarak da güvende hissettiren “iyi olma” pratikleri giderek popüler hale geliyor. Sessiz, zararsız, kapsayıcı görünen de vahşi, abartılı, iddialı görünen de bu estetik atmosferin katmanları arasında var oluyor. Örneğin; Japon pop kültüründe yerini alan eğlence, giyim, gıda, oyuncak, kişisel görünüş, davranış ve tavırlarda göze çarpan bir akım olan kawaii kültürü güzel, tatlı ve albenili olmayı bir kategori haline getiriyor ve gençlerin tüketim alışkanlıklarına etki ediyor. Bedeni merkezine alan geçici ve akışkan formlar, alternatif bir dünyanın keşfine ışık tutuyor. Gündelik nesnelerle ve eforsuz bir biçimde kendini ifade etme, bir yöntem olarak öne çıkıyor. Aurayı yeniden üretmek yerine bilinçli bir dağıtımı tercih ediyor veyahut kültürü yükseltmek yerine yer seviyesine indirerek, temas kuran bir dolaşıma sokuyor.2 İroni bu estetik kodlarının içine sızıyor. Dolayısıyla, sade bir güzellik anlayışı yerine politikleşmiş, bir söylemi daha da kıymetli kılıyor.
İngilizcede cute kelimesinin kökeni acute’dan gelir ve bu kelime zihinsel uyanıklık, çabukluk gibi keskin anlamlarından küçültme ve yoğunlaştırma yoluyla minik, yumuşak, erişilebilir ve zararsız anlamlarıyla tekinsiz bir tersine dönüşten türer.3 Türkçede ise sevimli, tatlı ve şirin kelimelerinin anlamı, benzer biçimde nesnenin özünden çok karşıdakinde uyandırdığı duygulanımı tanımlar ve aşırılıkla birlikte masumiyetten yapaylığa, hatta rahatsız edici olana doğru kayabilen bir eşik oluşturur.

Bu anlamlar arasındaki karşıtlık oluşturma ve atfetme ilişkisi serginin iki farklı mekânına dair geliştirilen moduna da bir temel oluşturur. Üst kata referans veren, köpük metaforu dijital kültürün parlak ve çekici yüzünü yansıtırken; alt kat, zift metaforu ile bu estetiğin karardığı, tuhaflaştığı ve tekinsizleştiği alanlara işaret eder. Serginin ilk bölümünün, aynı zamanda Boris Vian’ın bir kitabının başlığı olan Günlerin Köpüğü ismini alması bir tesadüf değildir. Vian’ın kitapta kurduğu dünya, yukarıda bahsi geçen karşıt gerilim ile çalışır. Adeta bir rüyanın içinden seslenen günlük hayat tasvirleri, oyunlu ve tatlı bir mizahı elinden bırakmazken içinde her daim bir kırılganlık ve melankoli taşır. Mekânların ruh hallerine göre değişmesi, nesnelerin canlı bir varlık gibi betimlenmesi, duygu durumlarının nesnel ve mekânsal birer karşılığının olması sergideki yerleşime de sirayet eder.
Serginin giriş katında, izleyiciyi karşılayan Şafak Şule Kemancı’ya ait çiçek heykeli; bitki ve insan olma hâlleri arasındaki sınırları akışkan hale getirir. Yapay ile doğal, gerçek ve hayal arasında durduğu bu yerde yapıt; arzunun, coşkunun ve gösterişin farklı bedenlerde kazandığı kimlikleri hatırlatır. Başak Çalışır’ın gündelik hayattan yakaladığı renkli poz ve kadrajlar olağanlığın ve kısa süreli karşılaşmaların kopuk, sevimli ve geçici hallerinin altını çizer. Dijital dünyada bedenin geçirdiği dönüşüm Christiane Peschek’in peluş üzerine yaptığı resimlerde vücut bulur. Sanatçı, sosyal medyayı fiziksel bedenin uzantısı olan bir mekân gibi ele alır. Bulanıklaşan beden parçaları bedenin internetteki ikinci varlığına ve kimliğin giderek daha akışkan bir hâl alışına referanslar taşır. Pınar Kayar’ın, Hope (Umut) olarak isimlendirdiği iki başlı ve iki gövdeli at, parlak ve yumuşak yüzeyiyle oyunlu, zararsız ve hiç bir acelesi olmayan bir görüntü sergiler ve mekanı hayallerin kucağına doğru taşır. Alla Güner, Vian’ın köpüklerinin hayali bir gökyüzünde süzülüşünü resmeder. Baharın gelmeyişine alternatif bir çözüm sunan Merve Morkoç-y, onu hissedebileceğimiz giyilebilir bir heykeli daimi biçimde çalıştırır. Morkoç, Suyuma ve kendine iyi bak heykeli ile bedenin olası hallerini, hibridliğini ve dönüşebilirliğini tüyler, sütyen kopçaları ve yuvarlak formların eklemlenmesi ile ifade eder. Sanatçının Not My Birthday fotoğraf serisi ise bir doğum günü çocuğunun pastanın mumlarını eğilip söndürene kadar geçen sürede yaşadıklarını konu edinen (Çünkü) no one cries forever başlıklı bir video performansından alınan karelerden oluşur. Bu doğum günü, kitch sayılabilecek bir estetiğin ironi dolu anlarını paylaşır. Berkay Tuncay Yazının Hikayesi (The Story of Writing)(ASMR)4 videosu ile dijital çağın yazma edimini ötelemesi ve görsel dünyaya verilen önem arasındaki ilişkiyi, bir akıma dönüşen ASMR5 tekniği ile yeniden yorumlar. 1932 yılına ait yazının tarihini ele alan bir kitabın beş kanallı videoya bölünerek klavyede yazımı, ses ve görüntüsüyle başta meditatif sonra ise rahatsızlık veren bir deneyim sunar. Üst katta bulunan yapıtlar, gerek kullanılan araçlar ve materyaller olsun gerekse kavramsal alt yapısı ile gökkuşağı altında, gerçek ile hayal arasında, parlak zararsız bir rüyanın içinden seslenir.

Işığın üzerini örterek ağır ağır yayıldı; bulunduğu yerde zaman, akmak yerine kalınlaştı. Bıraktığı iz; kara bir sakız gibi yapışkan, bulunduğu hal; katı ile sıvı arasında muğlaktı. Ona dokunanın hareketi gecikti, bu tekinsiz bir yüktü. Kalıcılığı onu sadece ağır değil, sorumlu da kıldı çünkü ardında bıraktığı inatçı iz tanıklık talep ediyordu. Ondan kurtulmak neredeyse imkansızdı öyle ki; varlığı çevresindeki her şeyi kendi yaptı. Bu ağırlık; baskın olduğu kadar ikna da ediciydi. Onu masumiyetinden uzaklaştıran, tam da bu kalıcılığın sessiz ısrarı idi.
Ziftin yayılımı da tekinsiz, paranormal bir atmosferin habercisi. Bu durum, bireyi keskin, ani ve temkinli bir dikkate çağırıyor, diğer bir deyişle “acute” olana. Yukarıda bahsi geçtiği gibi, sevimliliğin içinde gizli bir iktidar ilişkisi mevcut. Sevimli olan, sıfatını iktidar sahibi tarafından kazanırken ve bu güç ilişkinin alt kademesinde zararsız, yardıma ve korunmaya muhtaç olarak varlığını sürdürür. Bir güç asimetrisi kurulurken ilişkiler ve roller kimi zaman abartılı hallere de bürünebilir. Sianne Ngai, sevimliliğin karşısında dürtüsel olarak çok sıkma, aşırı sevme, ısırma isteği gibi sadistik ve nahoş sayılabilecek bir duygu aktarımının gerçekleşme ihtimaline değinir.6 Buna ünlü çizgi film karakteri, hayvanları çok sevdiği için sıkarak canlarını yakan Elmyra iyi bir örnek teşkil edebilir. Bu ikili ilişkinin nahoşluğu yalnızca iktidarı elinde taşıyan tarafta değil, kimi zaman sevimli olanın tanıdık, güvenilir ve korunmasız haline de tesir edebilir. Masahiro Mori nesnenin insana benzerliği ile ona duyulan duygusal tepkinin artması veya azalmasını, tekinsiz vadi kavramıyla açıklıyor.7 Tanıdık, güvenilir ve insana en yakın duran “nesne” bir süre sonra bu benzerliğin gerçekçiliği irite edici hale gelebilir. Gerçek bebeklere benzetilmeye çalışılan oyuncak bebeklerin ürkütücü bir varlık kazanması buna bir örnektir. Benzer bir örnek dijital dünyanın yarattığı , insan sonrası dönemin içindeki bedenlerin hibrid yapısının yalnızca sevimli, gösterişli ve parlak değil aynı zamanda tanımsız, tekinsiz, gizemli ve ürpertici formlar yaratabildiğini de kanıtlar.

Alt katın izbeliği yerlere ve duvarlara tesir eden nemli, siyah kirli çoktan unutulmuş bir kileri hatırlatır. Metehan Törer’in yapıtlarının yerleştiği odayı pençesiyle kavrayan Devin Ayağı tüm iddiası ile mekânı domine eder. Törer’in Öteki Çiçekler’i, cehennemin şefkatle kapılarını açtığı “aykırı” bedenlerin kararlı varoluşlarını anlamlı kılar. Burası; özgür, cesur ve taşkın bir peyzajdır. Gökyüzünden Kaçanlar ise ötekilik hissinin verdiği karanlık ve yalnızlaştırıcı duygu durumu ile baş eden bir anın resmidir. Şule Nur Alev ise bu karanlığa daha soyut geometrik bir dünyadan seslenir. Sanatçının farklı serilerinden oluşan altı adet çalışması birbirine eklemlenen, yakınlaşıp uzaklaşan, gidilecek bir son nokta ile hiçlik arasında salınır. Mimari ögelerden geometrik şekillere uzanan bu distopik evren, sofistike bir bilgelik ve detaycılık ile harmanlanır. Can Yıldırım’ın Günlük Nadas’ı, iktidar ağları tarafından hizaya sokulmuş bir bedenin bekleyişteki halidir. Bedenin akupunktur iğneleri ile uğradığı daimi döngüyü canlandırma arzusu ile bedeni uzuvlarından ayırarak işlevsizleşme edimi bir ikilem yaratır. Tehlike anında ürettiği savunma mekanizmaları ve bedeni iyileştirme ritüelleri arasındaki ilişki açık hale gelir. Mert Öztekin’in yapıtlarının yerleştiği oda, bir kilerin karanlık, tozlu ve tekinsiz mekânına yayılır. Portre ve sabun heykellerden oluşan çalışmalar, bakışın karanlıklar ardında gözünü diktiği, başkalaşarak tanımsız sularda gezindiği bir deneyim sunar. Bu görseller Derin ağ’ın8 dehlizlerinde gezinmek gibi rahatsız hissettirirken, üzerlerine sinen ironi gerginliği yumuşatır. Günbike Erdemir’in Aşkın Celladı başlıklı çizim serisi ve seramik çalışmalardan oluşan çalışmaları ise ölüm, arzu ve erotizm gibi temalar çerçevesinde şekillenir. Korkusuz ve sınır ihlal eden ifade biçimleri, otorite ilişkileri, gerçek, tarihi ve kurmaca ögeler arasında mekik dokur. Taka Kono’nun Üç İpli El’i mekânda yükselen monolit bir yapının üzerinde hareketi ihtimamla sabitler. İhtimalleri ortadan kaldırmaya çalışan bir fikri, durağan bir elin ürpertici izi olarak bırakır. Alt katta bulunan sanatçıların yapıtları birlikte okunduğunda bir kabusun çıkmazlarında, ona mensup karakter ve fikirlerle harmanlanır bu alan zihnin en derin ve karanlık ve dışa vuran alanlarıdır.

Günlerin Köpüğü ve Kilerdeki Zift, sevimli olanın sadece masumiyet, karanlık olanın ise yalnızca tehdit üretmediğine dair bir hatırlatma olarak sonlanır. Hafifliğin ve ağırlığın, şeffaflık ile yoğunluğun, arzu ile tedirginliğin aynı anda var olabildiği bu dünyada, ne tamamen korunmak ne de bütünüyle güvende hissetmek mümkündür. Sergi, çağdaş görsel kültürün yüzeyde akıp giden imgeleriyle, onların altında biriken duygulanımları birbirinden ayırmadan düşünmeye çağırır. Bugünün bedenlerini, arzularını ve korkularını şekillendiren bu eşikte durmak bu salınımın içinde kalmaya cesaret etmek, GenZ’nin dünyasını anlamaya dair önemli bir adımdır.
Melis Golar
Ocak, 2026

1- Jean Baudrillard’a göre, doğada cansız maddelerin zamanla kendiliğinden canlıyı andıran biçimler alması gibi, orjinali, gerçeği ya da ilk örneği olmayan; zaten başlı başına bir kopya olan şeyin yeniden kopyalanmasını ifade eden bir terimdir.
2- Benjamin, W. (2008). The work of art in the age of its technological reproducibility, and other writings on media. Harvard University Press.
3- Ngai, Sianne. Our Aesthetic Categories: Zany, Cute, Interesting. Harvard University Press, 2012.
4- Bertha Parker tarafından 1932’de yazılmış bir kitaptır.
5- İngilizce açılımı Autonomous Sensory Meridian Response (Otonom Duyusal Meridyen Tepkisi) olan ve insanda rahatlatıcı hisler yaratan sesler, görseller ve dokunsal uyarıcılardır. İnternet kültüründe popüler olmuş bir fenomendir.
6- Ngai, S. (2005). The cuteness of the avant-garde. Critical Inquiry, 31(4), 811-847.
7- Mori, M., MacDorman, K. F., & Kageki, N. (2012). The uncanny valley [from the field]. IEEE Robotics & automation magazine, 19(2), 98-100.
8- İngilizce’de Deep web olarak geçen bu kavram standart web arama motorları tarafından indekslenmeyen Web bölümleridir. Bu alan, internete erişimi olan herkesin ulaşabildiği “yüzey web”in aksine tanımlanır.
Sanatçılar: Başak Çalışır, Pınar Kayar, Merve Morkoç, Şafak Şule Kemancı, Christiane Peschek, Alla Güner, Berkay Tuncay, Metehan Törer, Günbike Erdemir, Şule Nur Alev, Mert Öztekin, Can Yıldırım, Taka Kono
Sanatçıların ve Martch Art Project, Galeri Siyah Beyaz, Chi Sanat Galerisi, Tankut Aykut Galeri, Sanatorium, Günlerin Köpüğü ve Kilerdeki Zift, Fikret Otyam Çağdaş Sanat Merkezi, 2026
Daha fazla bilgi için: https://www.cankaya.bel.tr/kultur-sanat/gunlerin-kopugu-ve-kilerdeki-zift