“Bilimin görevi bize hakikati sunmak değildir.” — Bruno Latour
Yürüdük.
Sınırları izledik, rüzgârı dinledik, renkleri takip ettik.
Gözümüz ufuk çizgisinde, bağların ötesine baktık.
Şimdi ise bakışı yakına çeviriyoruz. Sanatçıları, bağlara bu kez daha sistematik ve araştırmacı bir bakışla yaklaşmaya; dürbün yerine mikroskobu ellerine alarak toprağın, organizmaların, üzümün ve tüm bu simbiyotik ilişkilerin işleyişini gözlemlemeye davet ediyoruz. Burada toprak altı ilişkiler, mikroorganizmalar, simbiyotik varlıklar, asmaların damarlarındaki devinim merceğe girecek. Artık yalnızca yerin bizde bıraktığı izleri değil, bizim yerin içinde nasıl konumlandığımız, ona nasıl etki ettiğimizi ve ondan nasıl etkilendiğimizi sorguluyoruz.
İkinci sergi, ölçeği küçültmeyi, dikkat aralığını derinleştirmeyi öneriyor. Barbare Bağlarının yüzeyinde değil, damarlarında dolaşıyoruz. Gözle görülmeyeni görmeye, hissedilmeyeni işitmeye, düzenin altında işleyen sistemleri araştırmaya davet ediyoruz. Bu yaklaşımın odağında gezegeni yaşayan bir beden olarak algılayan Gaia Hipotezi yer alıyor. Hipotez, atmosferi, yer kabuğunu, bitkileri, hayvanları, insanı ve mikroorganizmaları birbirine bağlı bir bütünlük içinde bir canlı gibi düşünür.

Petroflora, 2026, Silikon, epoksi, polyester reçine, değişken boyutlar
Canlı ve cansız ayrımı ortadan kalkar; yaşam, parçalar arasında akan bir ilişkiler ağına dönüşür. Bu anlayış, doğayı nesneleştiren bakışlardan uzaklaşıp, onunla birlikte düşünen, birlikte soluk alan bir konuma yerleşmemizi ister. İnsanı, merkeze alan düşünce yerine, canlıları sistemin yalnızca bir taşıyıcısı ve gezegenin yaşamında geçici bir sakini olarak kabul eder ve sistemin aktif bir üyesi olarak görür. İnsan merkezci batılı düşüncelerin yerine, kadim kültürlerde de yer alan birlikte hareket etme ve bir bütün olarak düşünmenin yapıcılığına odaklanır.
Burada amaç, yerin sesini dinlemekle yetinmek değil, onunla düşünmek, onunla işlemek, kendi zaman anlayışımızı doğanın döngüsüne yaklaştırmak.
İkinci adım atıyoruz.
Temas Bölgesi, farklı kültürlerin birbirine dokunduğu, çatıştığı ve birbirini dönüştürdüğü kavramsal bir alandır. Salt mekânsal bir varlık olmanın ötesinde, karşılaşma hâlindeki gruplar arasındaki bağlar, gerilimleri ve alışverişleri tanımlamak için kullanılan bir terimdir. Bu başlık altında, yerle kurduğumuz ilişkiye yeni bir katman ekleyerek içe, daha derine, görünmeyen katmanlara doğru yol alıyoruz. Toprağın altındaki hayata, atmosferin taşıdıklarına, sesini nadiren duyduğumuz varlıkların hikâyelerine kulak vermek üzere.

Bağyüzü Sofrası, 2026 aşındırılmış seramik karolar, demir, kavak kontra, çitlembik ağacı, 75×135 x 75 cm
Yasemin Özcan seramiğin kültürel, endüstriyel ve sanatsal kullanımlarını kendi pratiğine yerleştirerek; toprak, zanaat ve emek odaklı bir üretim biçimini benimser. Nesneleri hafızası , coğrafyası ve kültürüyle birlikte düşünerek kullanım alanlarını ve üretim biçimlerini hatırlatır. Seramik üzerinde uyguladığı her küçük jest, toprağın türlü hâllerine ve canlıların toprakla ilişkisine yeni bir bakış sunar.
Özcan, Temas Bölgesi sergisine bağdaki tüm canlıları kucaklayan bir masa ile dahil olur. Bağın çalışanlarıyla kolektif biçimde hazırlanmş canlılar listesi, türler arasındaki sınırlar ve insan ile insan olmayan arasındaki uçurumu ortadan kaldırır. Özcan’ın metinlerinde her daim yer alan ironi, listenin rastlantısallğı ile birlikte okunduğunda daha belirgin hale gelir. Çitlembik ağaçlar arasında konumlanan sofrada sanatçı; toprağın can verdiği, doyurduğu ve vesile olduğu tüm tanıklıkları bir araya getiren kahramanlar seramik karolara hakkeder. Liste; insan, hayvan, bitki ve mikroorganizma arasında bir hiyerarşi gözetmez, her etkin canlıyı bu sofranın bir ferdi hâline getirir.
Toprak, sergiye hem bir yapı malzemesi hem de biyoçeşitliliğin hafızasını tutan bir nesne olarak dahil olur. Seramiğin endüstriyel standartlarda üretimi, biriciklik ve çokluk ekseninde ele alınırken; seri üretimin aynılğını da bu listeyle ilişkilenir. Toprağn emeği, onu seramiğe dönüştüren süreç ve sanatçının emeği bu masada görünür hâle gelir. Görünmeyen emeği ve canlılar arasındaki görünmez ilişkiyi hatırlamak için masa bir soluklanma durağı olarak konumlanır. Masanın önündeki manzara ise ait ve dahil olduğumuz dağın, taşn, bağların ve gökyüzünün açtığı bir düşünme eşiğine dönüşür.

Ezgi Kılınçaslan, Kısır Döngü, 2021, Video, 15’56”

Ezgi Kılınçaslan, Mümtaz, 2026, Üzüm sürgünleri, ağaç gövdesi, dallar ve buluntu plastik, 470 x 360 x 270 cm
Ezgi Kılınçaslan iktidar ve güç ilişkilerini; sözlü tarih, hafıza ve dönüşen insan doğası üzerinden ele alır. İnsanın ötekiyle kurduğu ilişkiyi doğa, mitler ve politik olaylar aracılğıyla aktarırken, soyut kavramlara beden kazandırmanın peşine düşer. Deneysel ve süreç odaklı üretim biçimi ise sanatçıyı kimi zaman araştırmanın, kimi zaman da tatlı bir rastlantının peşinden sürükler.
Kısır Döngü, Kılınçaslan’ın Covid döneminde Kültür Akademi Tarabya’daki rezidans sırasında ürettiği bir videodur. Videodaki karakter, ormanın ortasında plastiklerden kendine bir yaşam alanı kurar ve burada plastiklerle, cep telefonuyla, internetten sipariş ettiği kahvesiyle ve cansız bir mankenle çevirili, izole bir hayat sürdürür. Neredeyse her peyzajın doğal bir parçasına dönüşen naylon parçalar, insanın plastikle ilişkileniş biçimlerine işaret eder. Videodaki cansız manken bedeni zamanla çam kozalaklarıyla kaplanır; çadırın yüzeyi yağmur damlalarıyla dolarak yeni yaşam formlarına alan açar. Sanatçı, cansız mankenin doğaya insandan daha hızlı adapte oluşunu gösterirken, “canlı” ve “cansız” arasındaki ayrım muğlaklaşır ve bu durum; ses, yüzey, titreşim ve dokular aracılğıyla da genişler. Yerleştirme, ekokırımın geride bıraktığı yıkım ve kendi ürettiği nesnelerin esiri hâline gelen insanın bu kısır döngüden çıkamayışını hatırlatır. İnsan için kendini bu sistemin bir ferdi görmek mümkün müdür? Yoksa plastiği insanın doğası olarak kabul etmesi ve yok olması mı doğal olandır?
Videoya eşlik eden yerleştirme Mümtaz, bağın içinden çıkan dal ve ağaçlardan oluşan ve bağın deposuna yerleşen bir yarı-atıktır. Buluntu bir ağaç gövdesinden oluşan bu beden, üzerine eklenen renkli plastiklerle birlikte videodaki yarı canlı–yarı cansız varoluş hâllerinin bir tezahürüdür. Bir açıdan süslü tüylere sahip bir kuşu, başka bir aç dan bir ejderhayı, kimi zaman da çok gözlü bir böceği andırır. Mümtaz, doğanın mikro ölçeklerinde dolaşıma giren plastiğin güncel mitolojisinin bir temsilidir.


Kıymet Daştan, Üzümün Çöpü, Ateşin Külü, 2026, Mermer üstü karşk teknik, 315 x 210 cm
Kıymet Daştan pratiğinde belleği ve değerlerin temsillerini materyalite, zamansallık kavramları üzerinden inceler. Hafızayı kaydetme ve silmenin yöntemlerini pratiğinin merkezine taşıyarak hikayeleri geri çağırmaya çalışır. Maddenin eksilişi, aşınması ve kaybı üzerinden hikayeler görselleştirirken, nesneyi yalnızca bir kalıntı olarak değil, yeni bir hatırlama biçimi olarak yeniden kurar.
Daştan’ın Temas Bölgesi sergisi için önerdiği çalışma üzüm çöplerinin ve bazı organik atıkların bağ içinde yakıldığı bir alanda konumlanır. Mekâna özgü bir fikirle yola çıktığı Üzümün Çöpü, Ateşin Külü yapıtında sanatçı; farklı doku ve renk mermer yüzeyler üzerine kimi canlıları speküle eden desenleri kazır. Gündelik dildeki seçiciliğin ve kusur arayışının bir yansıması olan “Armudun sapı üzümün çöpü.” deyiminden hareketle; insan merkezli tarım pratiklerinin “zararlı”, “atık” ya da sistem dışı kabul ederek görünmezleştirdiği canlılara işaret eder. Genellikle evlerde sobaların altında kullanılan, kıvılcım ve yangınları engelleyen bir nesne olarak da kullanılan mermer ayn zamanda yıllar içinde yeryüzünün tarihini katman katman kaydeden jeolojik bir kütüphane olması açısından sanatçının seçiminde önemli bir rol oynar. Hasat sonrası yakılarak ortadan kaldırılan tüm canlı kalıntılar , bu yüzeylerde bir tür fosil izi gibi yeniden ortaya çıkar. Böylece taş, bağın bastırılmış ekolojisini kaydeden bir arşiv hâline gelir. Yaşam parçalar arasında akan bir ilişkiler ağı olarak yeniden okuyan sergide; kül olup havaya karşanların ve zehirlenerek silinenlerin izini yeryüzüne yeniden armağan eder.


A.Serkan Aka, Yerçekimi, 2026, Atık bas gitar telleri, buluntu konserve tenekeleri, bağda bulunmuş taşlar,
fıçı çemberi parçaları, çelik halat, atık inşaat çeliğinden iskelet, 230 x 250 x 65 cm
Serkan Aka, gündelik nesneleri heykel pratiği aracılğıyla harekete geçirir; hareketi sesle bir araya getirerek düzensiz, kusurlu ve rastlantısal bir performatiflik kurar. Buluntu nesnelerden yararlanarak oluşturduğu yapıtlar, sistematik ve öngörülebilir hareketler yerine nesnenin bilinmez hafızasını taşıyan bir muğlaklıkta ilerler.
Yerçekimi, Aka’nın bağdan topladığı taşlar, gerilmiş teller ve rüzgârın ortaklığıyla çalışan bir ses yerleştirmesidir. Sanatçı, bağın içinden topladığı taşları teller üzerine asarak her birinin ağırlığını kompozisyonun belirleyici unsuru hâline getirir. Taşların kütlesi tellerde farklı gerilimler yaratır; böylece her taş kendi ağırlığı oranında sesi akort eder. Ortaya çıkan frekanslar, taş ile yeryüzü arasındaki çekim kuvvetinin işitilebilir hâle geldiği geçici ve değişken bir ses alanı oluşturur. Çalışmada kullanılan metal bantlar, bir zamanlar şarap fıçılarının formunu koruyan demir çemberlerden elde edilmiştir. Rüzgârla harekete geçen bu parçalar tellere çarparak ses üretirken, gergin tellerin bağlı olduğu konserve tenekeleri titreşimleri yankılayarak çoğaltır. Böylece muhafaza etmek, sabitlemek ve kontrol altında tutmak için üretilmiş malzemeler, işlevlerinden uzaklaşarak öngörülemeyen bir ses sisteminin parçasına dönüşür. Taşlar, metal bantlar ve teller artık belirli bir düzeni sürdürmek yerine rüzgârın, ağırlığın ve tesadüfün yönlendirdiği ilişkiler kurar.
Action Pyramid, Yarı fiziksel; Bir Titreşimsel Değişim Alanı Olarak Bağ, 2026
6 kanall ses yerleştirmesi, 12’34”
Çalşmalarını ağırlıklı olarak Action Pyramid adı altında sürdüren Tom Fisher’in pratiği insan ile insan-olmayan varlıklar arasındaki etkileşimleri ve bu ilişkilerin daha geniş ekolojik sistemler içindeki yerini incelemeye odaklanır. Sanatçı, farklı kayıt teknikleri aracılığıyla çoğu zaman duyma eşiğimizin dışında kalan ya da gündelik algımız içinde görünmez olan akustik olayların izini sürer. İnsan merkezli duyumlama biçimlerini sorgulayarak ölçek, hiyerarşi ve faillik kavramlarını yeniden düşünmeye davet eder.
Temas Bölgesi sergisi için ürettiği Yarıfiziksel adlı çalşmada Action Pyramid, Barbare Bağlar’ında kaydettiği yaklaşık yirmi farklı böcek çağrısını, rüzgârın terbiye tellerinde yarattığı titreşimlerle bir araya getirir. Kayıtlar, insan kulağının algılayamadığı ancak bağın ekolojik yaşamında sürekli dolaşım hâlinde olan bir iletişim alanını görünür kılar. Bağın içinde ve bitkilerin gövdelerinde dolaşan bu titreşimler, organizmaların zemin ve yüzeyler aracılğıyla ürettikleri, ilettikleri ve algıladıkları sinyalleri inceleyen biyotremoloji alanıyla ilişkilidir. Action Pyramid, bizden bağımsız işleyen başka yaşam biçimlerinin ve iletişim sistemlerinin varlığını hatırlatır. Günümüzde baz tarımsal araştırmalar, zararlı ya da hastalık taşıyıcısı olarak tanımlanan türlerin titreşimsel iletişimlerine müdahale etmeye yönelik yöntemler geliştirirken; Yarıfiziksel bu ağlar kontrol etmekten çok dinlenmesi ve anlaşılması gereken ekolojik ilişkiler olarak ele alır. Yapıt tarımsal üretim, arazi kullanım ve insan olmayan varlıklarla kurduğumuz birlikte yaşam ilişkileri üzerine düşünmek için de açık bir davettir.
Sanatçılar: A. Serkan Aka, Action Pyramid, Ayça Ay, Egle Oddo, Elmas Deniz, Ezgi Kılınçaslan, Fırat Engin, İrem Apak, Kıymet Daştan, Orkan Telhan, Pınar Marul, Rozelin Akgün, Sinem Dişli, Tabita Rezaire, Yasemin Özcan
Sanatçıların ve Barbare Studio’nun izniyle, Temas Bölgesi, Barbare Bağları, Tekirdağ, 2024
Fotoğraflar: Zeynep Fırat
Daha fazla bilgi için: www.barbarestudio.com